Destelere dön

🎧 Learn English Through Story Level 2 🔥 A Promise of Protection | Graded Reader | Improve Your English

Mia, 28 yaşında bir hemşire, küçük kardeşi Sam'i korumak için çocukluğundan beri mücadele ediyor. Sam haksız yere hapse atılınca, Mia onu kurtarmak için her şeyini feda eder ve sonunda adaleti sağlayarak kardeşini özgürlüğüne kavuşturur.

B1 💬 Günlük İngilizce EN → TR 🃏 30 kart 🌍 Herkese Açık Deste
#ingilizce
Son güncelleme: 2026-06-15
▶ Çalışmaya Başla

Hemen pratik yap

  • 30 kart hazır
  • 4 şıklı test moduyla pekiştir
  • Tahmini süre: 3–5 dk
  • EN → TR

📊 Deste istatistikleri

Topluluğun bu destedeki performansı.

Bu deste henüz çalışılmamış. İlk çözen sen ol!

Bu destedeki kartlar

30 kart

arrest

tutuklamak
+ gözaltına almak

"The police told me Sam had been arrested."

Polis bana Sam'in tutuklandığını söyledi.

👍 0 👎 0

unbreakable

kırılmaz
+ sağlam, sarsılmaz

"Our bond is unbreakable."

Bağımız kırılmaz.

👍 0 👎 0

collide

çarpışmak
+ kavuşmak

"We collided in the biggest hug."

En büyük kucaklaşmada çarpıştık.

👍 0 👎 0

gates

kapılar
+ parmaklıklar

"I stood outside the prison gates."

Hapishane kapılarının önünde durdum.

👍 0 👎 0

release

serbest bırakmak
+ tahliye etmek

"Sam is getting out of prison tomorrow."

Sam yarın hapishaneden çıkıyor.

👍 0 👎 0

bruise

morluk
+ çürük

"I saw new bruises on his arms."

Kollarında yeni morluklar gördüm.

👍 0 👎 0

spirit

ruh
+ moral

"Sam's spirit was fading."

Sam'in ruhu sönüyordu.

👍 0 👎 0

sacrifice

fedakarlık yapmak
+ kurban vermek

"I didn't care how much I had to sacrifice."

Ne kadar fedakarlık yapmam gerektiğini umursamadım.

👍 0 👎 0

legal fees

yasal ücretler
+ avukatlık ücretleri

"Every penny went toward legal fees."

Her kuruş yasal ücretlere gitti.

👍 0 👎 0

double shift

çift vardiya

"I started working double shifts at the clinic."

Klinikte çift vardiya çalışmaya başladım.

👍 0 👎 0

broken

kırık
+ yıkık, mahvolmuş

"Sam looked broken and fragile."

Sam kırık ve narin görünüyordu.

👍 0 👎 0

shave off

tıraş etmek
+ kazımak

"They shaved off his hair in prison."

Hapishanede saçlarını tıraş ettiler.

👍 0 👎 0

evidence

kanıt
+ delil

"The evidence was against him."

Kanıtlar onun aleyhineydi.

👍 0 👎 0

witness

tanık
+ şahit

"The police had witnesses who saw Sam at the scene."

Polisin Sam'i olay yerinde gören tanıkları vardı.

👍 0 👎 0

nightclub

gece kulübü

"The fight happened at a nightclub."

Kavga bir gece kulübünde oldu.

👍 0 👎 0

clinic

klinik
+ sağlık ocağı, dispanser

"She works as a nurse in a small clinic."

Küçük bir klinikte hemşire olarak çalışıyor.

👍 0 👎 0

keep a promise

sözünü tutmak
+ vaadini yerine getirmek

"At first Sam kept his promise to call every day."

İlk başta Sam her gün arama sözünü tuttu.

👍 0 👎 0

empty

boşluk
+ boş

"I felt a huge emptiness inside me."

İçimde büyük bir boşluk hissettim.

👍 0 👎 0

hug tightly

sıkıca sarılmak
+ kucaklamak

"I hugged Sam tightly before he left."

Sam gitmeden önce ona sıkıca sarıldım.

👍 0 👎 0

architect

mimar

"Sam dreamed of becoming an architect."

Sam mimar olmayı hayal ediyordu.

👍 0 👎 0

responsible for

sorumlu olmak
+ mesul olmak

"I felt responsible for my little brother."

Küçük kardeşimden sorumlu hissettim.

👍 0 👎 0

worn out

eski püskü
+ yıpranmış, eskimiş

"Sam had to wear my old worn out clothes."

Sam benim eski püskü kıyafetlerimi giymek zorunda kaldı.

👍 0 👎 0

portion

porsiyon
+ miktar

"Aunt Sarah gave us smaller portions of food."

Sarah Teyze bize daha küçük porsiyonlar verdi.

👍 0 👎 0

in the way

ayak bağı olmak
+ engel olmak, rahatsızlık vermek

"Sam and I always felt like we were in the way."

Sam ve ben hep ayak bağı olduğumuzu hissettik.

👍 0 👎 0

take in

evlat edinmek
+ yanına almak, bakmak

"Our uncle came to take us in."

Amcamız bizi yanına almak için geldi.

👍 0 👎 0

struggle to breathe

nefes almakta zorlanmak
+ soluk almakta güçlük çekmek

"My father was coughing and struggling to breathe."

Babam öksürüyor ve nefes almakta zorlanıyordu.

👍 0 👎 0

skip school

okulu asmak
+ ders kaçırmak

"I would skip school to stay home with them."

Onlarla evde kalmak için okulu asardım.

👍 0 👎 0

take care of

bakmak
+ ilgilenmek, gözetmek

"I had to take care of my father and brother."

Babam ve kardeşime bakmak zorundaydım.

👍 0 👎 0

pass away

vefat etmek
+ ölmek, hayatını kaybetmek

"Our mother passed away when I was seven."

Annem ben yedi yaşındayken vefat etti.

👍 0 👎 0

promise

söz vermek
+ vaat etmek

"I promise I will take care of Sam."

Sam'e bakacağıma söz veriyorum.

👍 0 👎 0

💬 Bu deste hakkında hızlı yorumlar

Tek tıkla bu içeriğe hızlı bir izlenim bırak. Bir aktif yorumun olur; yenisini seçersen eskisi güncellenir.

Toplam yorum
👍 Olumlu 0 👎 Olumsuz 0 💬 Nötr 0 🎉 Eğlenceli 0
Hızlı yorum bırakmak ister misin? Giriş yap veya ücretsiz hesap aç.

Topluluk yorumları

Henüz yorum yok. Üye olunca sen de yorum bırakabilirsin.
📢 Sponsorlu
Danger.TR

Danger.TR

Maceracı gezginlerin keşif ve paylaşım platformu. Geziler yada Rotalar planla, seninle aynı yere gidenleri gör, deneyimlerini paylaş.

İncele